Yazarın "İzleyicinin şaşırtıcı bir yeteneği var, tekrarlara dayanamıyor ve klişelerle patinaja giren bir diziyi izlemeyi bırakarak cezayı kesiyor." veya "Meltem Cumbul’a yönetmen tarafından verilen, sinirlenince “kaşını gözünü oynat da pek komik ol” komutu bir müsamere oyunculuğundan öte bir sonuç vermiyor." tarzı yorumlarla ne kazandığını anlamak mümkün değil. Doğrudur dizi klasik bir Güneyer dizisi, berbat ötesi, neresinden baksanız orasından nefret ediyorsunuz. Doğrudur, azgın teke sendromu bu kadar kötü işlenir, Nuri'nin kardeşinin ona özenmesi ayrı bir toplumsal bunalım sebebi. Yalnız, ben dizinin tekrardan kaynaklı söndüğüne katılmıyorum; dizi bi halta yaramamasından dolayı sevilmedi. Yazar, kendisinin tasvip etmediği bir şeyi kimsenin tasvip etmemesi gerektiği düşüncesiyle, bir hata yapıyor, diyor ki, halk cezayı benim düşündüğüm sebepten dolayı kesiyor.Meltem Cumbul o diziyi birkaç hafta katlanılır kılan tek oyuncu olarak eleştiriyi değil, övgüyü hak etmiş. Yazar ilgi alanı olan sosyal olguyu irdelerken, kendi yeteneği ve sınırları üzerinde amacını aşan eleştirilerde bulunmadan önce tekrar düşünmeliydi. Bakınız, araştırınız, dizi eleştirilerinde Cumbul'un oyunculuğuna laf söyleyen yok, edindiği karakterin kendisine yakışmadığını savunanlar var. Ben "yiğidi öldür, hakkını yeme" taraftarı bir insanım.Saatlerce TV başında oturup bu eleştirileri yazacak kadar vaktim yok, yerine okumayı tercih ediyorum. Radikal bana para da verse, Tekelioğlu'nun yaptığını yapamam. Amacımı aşıp yeteneğimin üzerinde kendisine ahkam kesemem. Yalnız yazarın kendisinde gördüğü bu hak, hayret verici düzeye ulaşmış durumda. Buyrun yapımı eleştirin, ama önce kendiniz kamera karşısına geçip o performansı bir bölüm sergileyip, hatta daha iyisini yapıp, sonra insanları yerden yere vurun. Ama hayır, o bir profesör doktor, saygın üniversitede saygın eğitimci. Ama Muhteşem Yüzyıl izliyor, Nuri izliyor. Bilmem anlatabildim mi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder